Dr. Süleyman Çam Photography

2 Nisan 2014 ÇAYA KAÇ ŞEKER ? Haber

DR.SÜLEYMAN ÇAM FOTOĞRAFÇILIK HABERLER
Dr. Süleyman Çam Photography

Fransa’nın Paris şehrinde tıp eğitimime devam ettiğim bir yılın sonunda final sınavlarını tamamlayıp sonra hem tatilimin bir kısmını hem de aile ziyaretimi gerçekleştirmek için Kaşüstü köyündeki evimize döndüm.
Daha önceleri, yaşamımız gereği nadir olarak sabahları bir araya gelebiliyor ve birlikte kahvaltı masasına oturabiliyorduk. Birbirimize olan özlemimizden olmalı ki benim dönüşümle birlikte sabahları bütün aile toplanarak keyifle kahvaltı yapmaya başladık.
Bundan önce hiç fark etmediğim, belkide ilgi alanıma girmediğinden gözlemleyemediğim bir durum karşısında tepki verme gerekliliğini hissettim. Bu yeni yeni doktor kimliğine bürünmemden kaynaklanıyor olmalıydı. Kahvaltı masamızda annemin, çay bardağının yarısına kadar şeker doldurduğunu fark eder etmez heyecanla müdahale ederek;
— Anne hiç bardağın yarısına kadar şeker doldurulur mu? Sorusunu yönelttikten sonra annemin alaycı ve şaşkın bakışlarına açıklık getirmem gerekliliğiyle söze devam ettim.
O zamanki bilgilerim doğrultusunda “Şeker” hastalığının ne olduğunu, nasıl oluştuğunu, vücut organlarına verdiği zararı, hazır kaloriden dolayı şişmanlatabileceğinden bahsettim.
Hiçte ikna olmamış gibi aynı bakışlarını devam ettirmesine rağmen;
— Peki dedi bundan sonra daha az şeker koyarım.
Annem; boş olan çay bardağını epeyce bir süre masada beklettikten sonra içine iki çay kaşığı şeker koyarak çayının doldurulmasını istedi. İyice karıştırdıktan sonra şekerin tamamının eriyip erimediğini kontrol etti ve ilk yudumunu aldı. Hiç bir şey söylemedi fakat memnuniyetsizliği de yüz ifadesine yansımıştı. Ben Paris’e geri dönene kadar da çayına iki çay kaşığı şekerden fazla koymadı.
Artık annem az şekerle çay içmeye alışmış gibiydi fakat gün geçtikce içtiği çay miktarında da azalma oldu.
Paris’te yaşadığım yıllar boyunca Perşembe günleri öğleye doğru demir paralarla çalışan telefon kabinlerinden ailemi arar, durumum hakkında bilgi verir, hal hatır sorardım. Bu sohbetin uzunluğu biriktirebildiğim demir paraların elverdiği ölçüde sürerdi.
Telefon görüşmelerim bittikten sonra, bir sonraki sohbet için demir birlikleri biriktirmeye özen gösterirdim.
Döndüğümün ilk Perşembe günü evi aradım, ayrılık, hasretten bahsettikten sonra ağabeyim bana; annem sen gittikten sonra arkandan epey gözyaşı döktü dedi. Fakat şunu da söylemeyi ihmal etmedi;
–“Gitti de rahat bir çay içtim.”

Dr. Süleyman ÇAM